Friday, October 5, 2007

Bugün Çekirdeğin Doğumgünü :)

Bugün canım Çekirdeğimin doğumgünü :)
6 bitti. Zamanın ne kadar çabuk geçtiğine inanamıyorum. Daha dün kucağımda uyuyan minik bir bebekti. Şimdi ise kocaman bir çocuk oldu. Gerçi Minik de çok hızlı büyüyor. Biz ona hala bebek diyoruz, ama o da 2 oldu bile :)

Dün bütün gün tepside gördüğünüz kurabiyelerle uğraştım :)
İnanılmaz zevkli ve aslında yorucu bir işti. Yoruculuğu, bunları mutfakta bonus olarak yanımda bulunan 2 yaşındaki bir veletten korumak zorunda kalmamdan kaynaklandı.
Zaten neredeyse yarısının da tadına biz baktık :)






Bu kurabiyeleri tek tek paketleyip, Çekirdeğe verdim bu sabah. Sınıfındaki arkadaşlarına birer tane versin diye. Zaten dün bunları görünce çok sevindi :)
Fakat asıl pastalı kutlamamızı yarın yapacağız.





İlk defa bu şekilde kurabiyeler yaptım. Aslında bunların üzerini renklendirmek istiyordum. Fakat son dakikada karar verdiğim için bu işe, buralarda gıda boyası bulamadım. O yüzden böyle beyaz kaldılar :)

Bu kurabiyelerin tarifini Pastacı'dan aldım. İnanılmaz güzel şeyler yapıyor. Yanda linki var zaten. Acaba ben de yapabilir miyim diye denedim, fena olmadı. Fakat biraz daha özen göstermeliyim. Benimkiler biraz aceleye geldi :)

Canım benim yaa :) Sen artık adam oldun ;)

Tuesday, October 2, 2007

Geldim :))


Nihayet kendime gereken motivasyonu sağlayıp, birşeyler yazma girişiminde bulunabildim :)
E bunda büyük oğluşun artık okula başlamasında, tekrar eski düzenimize girmemizin de etkisi var tabii.
Çok şükür bu yaz en çok abimize yaradı da, kardeşiyle artık güzel bir diyalog içersindeler. Geçen dönem ortaya çıkan problemler yok oldu. Demek ki gerçekten de geçiciymiş. Küçüğün büyümesinde ve abisiyle ortak birşeyler paylaşma isteği içersinde olmasının da etkisi büyük tabii.

Yaz nasıl geçti anlayamadım desem doğru olur. Gerçi hala yaz gibi :) Geçti mi geçmedi mi belli değil. Fakat en kısa zamanda şöyle bol bol yağmur yağsa hiç fena olmayacak.

Bütün yazı İstanbul dışında geçirdik. Yazlığımızda ailece kaldık. Ailece derken biraz daha açayım :) Kayınvalidem, kayınpederim, eltim, kayınbiraderim ve onların iki çocukları ve tabii biz. Beyler arada sırada uğradılar. Yani genelde İstanbulda'ydılar, mağlum iş. Biz bayanlar ve çocuklar gel keyfim gel şeklindeydik. Bu arada bizim yatak odalar evimizin çatı katında olduğu için, ben günde bilmem kaç kere yukarıya aşağıya in çık yaparken, eşimle daha sonra çıktığımız tatil için acayip forma girmiştim :) Gerçekten düzenli bir şekilde 3 kat merdivenlerde koşturduğunuz zaman, 10-15 gün içersinde çok güzel bacaklara sahip oluyorsunuz.

Bir ara çocukları bırakıp eşimle Clup Med Kemer'e gittik. Orası bizim vazgeçemediğimiz bir tatil yeri. Bir kere tamamen animasyon ve çocuk gürültüsünden arınmış durumda. Çünkü 18 yaşın altından küçükleri kabul etmiyorlar. Sonra yemeğe yetişme derdi yok. Akşam yemeklerini kastediyorum. Genelde çoğu tatil köylerinde kitle halinde aynı saatlerde yemeğe akın olayı oluyor. Fakat burada yemeğe geçmeden önce mutlaka havuz kenarındaki barda bir drink alıp, sohbet edip, ancak saat 21.00 gibi yemeğe geçiliyor. Çünkü buradaki herkes genç, bekar, yeni evli, sevgili ya da bizim gibi çocuksuz gelmiş durumdalar.
Dolayısıyla herkes rahat. Ve buranın bir başka özelliği de, gelenler genelde bizim gibi neredeyse her sene buraya uğrayanlar. Yani birbirini daha önceden tanıyanlar da var.
Bekar olan arkadaşlara siddetle bir arkadaş veya grupla berabar gitmelerini öneririm. Hele yemek sonrası tekrar barın etrafında toplanıp, tanışılıp, yıldızlar altında sohbet eden o kadar güzel gruplar oluşuyor ki. Ve kesinlikle rahatsız edici insanlar yok. Herkes belli bir seviyede, sadece arkadaşlık ve hoş vakit geçirme derdinde.
Bizim için de güzel oldu. Bütün kış çocuklara odaklı zaman geçirdikten sonra, böyle güzel bir ortamda tekrar baş başa kalabilmek iyi geldi. Ayrıca sadece ortam iyi değil. Koyu bir kere özel. Denizi harika. Kuzeye baktığı için güneş batana kadar sahilde kalabiliyorsunuz. Ve yemekleri de harika.

Burada bol bol dinlendikten sonra, bir 10 gün kadar sonra, yine çocukları bırakıp Londra'ya gittik.
Londra seyahatimizden bir sonraki postta bahsetmek istiyorum. Çoook güzel geçti.

Bu tatilden sonra ise geri kalan yazı yazlığımızda geçirdik.
Büyük çekirdek bu yaz kolluksuz yüzmeye başladı:) Artık çok güzel yüzüyor. Minikte her ne kadar bahçede bezden kurtulma operasyonuna başladıysam da, bir netice elde edemedik. Hala bezliyiz :))
Ama dert etmiyorum. Abisi iki buçuk yaşında bırakmıştı. 6 ay uğraşmıştım. Ama her çocuğun bunu hissettiği ve artık hazır olduğu bir dönem oluyor. Artık bu konuda tecrübe sahibi olduğumdan, minikte o kadar sıkmıyorum kendimi. Nasıl olsa onun da zamanı gelecek :)

Çekirdek artık 1. sınıfa başladı. Geçen sene gittiği okula devam ediyor. Okuldan çok memnunuz. Öğretmeni de çok cici bir bayan. Çocuklar çok sevdiler öğretmenlerini. Bu sefer daha erken kalkıyoruz. 06.30 gibi. Çünkü kahvaltısına özen gösteriyorum. Geçen dönem yaşadığımız yemek yememe problemini aştık çok şükür. Fakat çok yavaş yediği için bu saate kalkmak zorunda.
Bir de artık okul forması giymeye başladı. Çok şeker oluyor :)) Büyüdü de okullu oldu artık.

Çocuklar artık el yazısıyla yazmaya başlıyorlar. Ve harflerin okunuşu da değişmiş. Mesela "b" harfi şimdi "bı" diye okunuyormuş. O yüzden okul velilerin çok müdahele etmelerini istemiyor. Zaten çocuklar akşama kadar okuldalar. Bir de biz evde karışsak iyice bunalırlar. Ama çekirdek çok meraklı yazmaya. Elinde küçük bir defterle sürekli birilerinin peşinde. Şunu yazar mısın bunu yazar mısın diye sorup duruyor.
Ben ilkokulu İsviçre'de okumuştum. Ve orada biz de el yazısıyla başlayıp, harfleri tek tek öğrenmiştik. Şimdi aynı sistem Türkiye'de uygulanıyor. O yüzden bana pek yabancı değil. Ben de ona birşeyler yazarken, el yazısıyla yazıyorum. Öyle bir öğretmişler ki, hala unutmamışım :)) Bir de kendi zamanımdan bildiğim ve Avrupa'da uygulanan bir sistem polduğu için, içim rahat bu yüzden. Yani bu sistem iyi mi kötü mü endişesi yok bende. Gayet iyi :)

Bu arada dekorasyona merak sardım. Sürekli dekorasyon dergileri alıp inceliyorum. Evde sürekli bir düzenleme, dekore etme, süsleme durumundayım. Eşyaları değiştiremiyorum, fakat değişik objeler bulup yerlerini değiştiriyorum. Böyle bir krize girmiş durumundayım :) Bir de IKEA dergisi düşmüyor elimden. Almak istediğim o kadar çok şey var ki.

Bir de sürekli cheesecake yapıyorum. Buna da merak sardım. Değişik değişik, çikolatalı filan. Ne çok cheesecake çeşidi varmış. Fakat en çok sevdiğim cheesecake tarifine rastlayamadım henüz. Pelitin sapsarı, limonlu cheesecake var ya işte o. Bayılıyorum ben bu lezzete. Buna benzer bir tarifi olan varsa ne oluuur söylesin bana :)

Şimdilik bu kadar :))

Thursday, July 26, 2007

Selam :)

Herkes gibi ben de oyumu kullanmak için İstanbul'a döndüm. 3 gün daha buradayız. Sonra daha önce bahsettiğim kır düğününe katıldığımız gecenin sabahında Londra'ya, yeni bir tatile gidiyoruz.

Hepinizi tek tek okumak için fazla lafı uzatmıyorum. Aslında anlatacak birkaç hikaye de yok değil. Özellikle bir ara Club Med Kemer'de yaptığımız tatilden bahsetmek istiyorum. Oraya giden, bilen anlamıştır :))
Sonra bizim ufaklılkların yüzme maceraları, yazlığımıza gizlice girip, evin orta katına çıkıp doğum yapan kediden ve daha birsürü şeyden.
Ama çok fazla vaktim de yok. Çünkü tekrardan eşyaları hazırlama moduna geçmeliyim.

Minik iki gün sonra anneanneye taşınacak yine. Çekirdeğin de eşyalarını babaanneye götüreceğiz.
Bir de kaldırdığım uzun kollu, baharlık giysileri tekrar çıkarmam gerekiyor. Burası kaynıyor, fakat Londra biraz serinmiş.

Çok kısa oldu biliyorum. Fakat ya yazacağım, ya da okuyacağım. Sizleri okumayı tercih ediyorum :)
Londra dönüşü tekrar yazlığımıza geçeceğiz. Çekirdeğin okulu açılınca döneceğiz. Bu arada dün Çekirdeğin kaydını yeniledim hazır buradayken. Bu sene oğlum forma giymeye başlayacak. Küçük adamım resmen büyüdü. Bu da bende ayrı bir heyecan yaratıyor :)

Herhalde Eylüle kadar benden yine pek bir ses çıkmaz. Hepinizi öpüyorum, hoşçakalın :))

Monday, June 11, 2007

Geveze Ayçiçek :)


Büyük oğuluş henüz bebekken, çok arzu ediyordum hemen konuşmasını. Bu günlerin keyfini çıkar, konuşmaya başlayınca hiç susmayacak diyenlere kibarca tebessüm edip, içimden 'konuşsun, konuşsun' diyordum.
Haklıymışlar, bir başladıklarında gerçekten de susmuyorlar :)

Gerçi Çekirdek ne erken, ne de geç konuştu. 2,5 filandı.
Minik de tek tük kelimeler söylüyor. "Anne, baba, abü (abi), dadi (dayı), mama, dede, babae (babaanne), bibi (bebek), bua (su), bü (süt), daa (abinin adı), wowo (herhangi bir hayvan), lala (salatalık, domates)..."

Bunlar anlayabildiklerimiz. Bunların yanında bir de bir sürü anlamsız kelimeleri sıralayıp cümleler kuruyor. Abisi ile çene yarışı içersinde şimdiden. Abi zaten non-stop konuşuyor. Bir de Minik eklenirse, hiiç düşünemiyorum :))

***

Çekirdeğin yılsonu gösterisi için kırmızı T-shirt aradım günlerce. Çoğu okul gösterilerde kırmızı polo yaka T-shirt kullanmış. Veliler birbirimizi aradık, sen nereden buldun diye. Hatta annemle kayınvalidemi de görevlendirdim :) bulursanız alın diye. Ve gerçekten de ben bulamadım onlar buldu. Şimdi iki kırmızı polo yaka T-shirt'ümüz var.
Sezon başında Zara Kids'te gözüme çarpmıştı polo yakalı T-shirtler. Kırmızının olduğunu da hatırlayarak zaten ilk oraya bakmıştım. Fakat ben gittiğimde hiç bir kırmızı T. yoktu. Çalışan kızın söylediğine göre, bir okul arayıp, bütün Zara'daki 6 yaş kırmızı T-shirtleri ayırtıp almış :S


Velilerle, çocukların sınıf öğretmenlerine şık bir yılsonu hediyesi almayı düşünmüştük önceden. Ben de sınıf temsilcisi olduğum için, herkesi haberdar edip, para topladım. İki anne ile beraber (ki ikiside iyi anlaştığım veliler), birkaç gümüşcü gezip, şık bir şekerlik beğendik. Altına da çocukları hatırlatacak birşeyler yazdırdık.
Gösteri gününde, gösteriden sonra, biraraya toplanıp, hediyemizi vermek istedik. Öğretmen çok teşekkür ederek kabul edemeyeceğini söyledi. Aslında bunun olacağını biliyorduk. Çünkü okul kesinlikle hediyelerin kabul edilmediğini taa sene başında söylemişti. Hatta bir toplantıda müdür sırf bu yüzden bir öğretmeni işten çıkardıklarını söylemişti.
Biz de zaten sınıfta, kimsenin görmeyeceği şekilde vermek istemiştik. Bir de yıl sonu diye kabul edilir dedik. Fakat yanılmışız. Çok ısrarımız üzerine öğretmenimiz eğer çocukların isimlerini altına yadırırsanız ancak kabul ederim dedi.
Bu görev de tabii bana düştü. Tekrar gümüşcüye gidip, adama 20 isimlik bir liste verdim. Yarın öbür gün gidip hediyemizi öğretmenimize vereceğim.

***

Çekirdekle gün sayıyoruz. Tatil olacağı için çok mutlu oğlum :)
Planlar yapıp duruyoruz.
Kayınvalidem ve k.pederim bir haftadır Bodrum'dalar. Bir hafta daha kalacaklar. Bizim aklımız onlarda, onların da aklı çocuklarda. Yabancı çocukları gördükçe, bizimkileri hatırlayıp, tatilin içlerine sinmediklerini söylüyorlar.
Neyse ki az kaldı. Döndüklerinde zaten hepberaber yazlığımıza gideceğiz.

***

Saçlarım yine çok uzadı. Fakat artık bu uzunluktan sıkıldım. Eşime biraz kestireceğim diyorum, o da bana kestirme koyult diyor. Bu günlerde biraz fazla ısrar ediyor koyult diye. Ama ben sarıdan vazgeçmek istemiyoruuum. Gerçi şimdi koyu, doğal saç modası var. Fakat en azından yaz sonuna kadar sarıya devam diyorum. Bir de kestireceğim herhalde. Ama en son kararımı vermedim henüz :)

Ben kendi saçım uzun derken, bugün bir alışveriş merkezinin otoparkında ünlü bir gazinonun sahibinin genç eşiyle yan yana park ettik. Ben miniği, o da bebeğini pusete koymakla meşgulken, kendimi onun saçlarından alamadım. Resmen belinin altındaydı saçları. Ben genelde çocuklarla beraberken, saçımı yukarıya doğuru kıvırıp, tokayla tuttururum. Bu bayan o upuzun saçlarını dümdüz açıvermişti. Çocukla uğraşırken nasıl rahat etti bu sıcakta anlayamadım.

***

Saç demişken, miniğin saçlarını artık ben kesiyorum :)) Oğlumun bukleleri çok tatlı. Fakat ne zaman berbere götürsem, tarif etmeme rağmen istediğim gibi kesmiyorlar.
Çekirdeğin durumu rahat. Babasıyla gidip, aynı şekilde traş oluyorlar :) Zaten Çekirdeğe kısa saç çok yakışıyor. Fakat Minik'te uzun saç daha hoş duruyor. Hele kulağının arkasından o bukleler kıvrılmıyor mu, bayılıyorum. Ben de artık önlerinden, üstlerden ve yanlardan kendim kısaltıyorum. Maksat o hoş görüntüyü korumak.

***

Bu günlerde yazmak zor geliyor bana. Zaten uzun zamandır ara da vermişim. Havanın artık güzel olmasıyla da zaten çoğu zaman dışardayım. Akşamları da yorgunluktan, dizi izlemekten, çocukların banyosunu yaptırıp yatırmaktan pek fırsatım olmuyor yazmaya.
Yeni bir kitaba başlamıştım. Fakat onu bile zor okuyabiliyorum.

Daha önce bahsetmiştim ya, Ağustos ayında, yurtdışında gideceğimiz özel bir konser var diye. Özelliği, eşimin çok hayran olduğu bir şarkıcı olmasından kaynaklanıyor :)
Eşim de kendimizi konser havasına sokalım diye, şimdiden son konserini izliyor, izlettiriyor :)
Ben de birden müziğin etkisiyle cin gibi olmuş olmanın rahatlığıyla bu postu yazıyorum :)

***

Farkettiniz, bütün post boyunca oradan buradan bahsettim. Yani ortaya doğru düzgün bir yazı çıkamadı biliyorum.
Herhalde bu posttan sonra da ara biraz uzayacak.

Çekirdek tatile girecek, yazlığa gidecek eşyalar toparlanacak. Yazlığa gidilecek. Temmuzun ilk haftası Miniğin eşyaları anneannesine götürülecek. Minik anneannelerde kalacak. Çekirdek aynen babaannesiyle kalmaya devam edecek. Eşimle beraber evimize dönüp, gezi hazırlığı yapacağız. Bu yaz başbaşa tatil yapacağız güneyde. Döndükten sonra da yurtdışına çıkacağız.
Evimizi kapatmadan önce burada da yapmak istediğim bazı işler var. Onlarla da ilgilenmeliyim...

***

Bugün yine bir ayakkabıya aşık oldum. Bilirsiniz kadınlarla ayakkabılar arasındaki gizemli çekim olayı.
Simsiyah rugandan, yüksek topuklu, bilekten ince bantlı şık bir sandalet. İlk görüşte aşk :) Fakat biraz uçmuşlar fiyatta. Annem de engelledi, bu parayla iki üç tane alırsın dedi. Kalbim kırık bir şekilde ayrıldım ayakkabıdan :(

Saçmalamaya başladım yine :))
En iyisi mi burada noktayı koymak.

Galiba şimdiye kadar hiç dip not yazmamıştım. Bir ilk olsun bari :)

Dip Not (:P) : RENKLER'ciğimin yazdığı romana bayıldım. Anlatımı beni sardı. Merakla ne olacağını bekliyorum. Yani sürükleyici :) Ama beklemek çok zor oluyor..

Hoşça kalın..

Tuesday, May 22, 2007

Merhaba :D




Kuğu'cğm. Bu resmi senin için çektim :))


Günlerdir uzak kaldım buradan, özledim herkesi. Birçok yeni yazı birikmiştir. Fakat dolaşmaya başlamadan önce, ben de yazımı yazayım dedim :) Yoksa yine kalacak..

Geçtiğimiz günlerde birkaç doğumgünü kutlamalarımız oldu. Bunların ilki dedemizindi (kayınpederimin:)). Babamızı en sevdiği restorana, Mabeyin'e götürdük. Eşim, kayınbiraderim ve eltimle böyle bir süpriz yapalım dedik.

Sonra ise Çekirdeğin bir sınıf arkadaşının doğumgünüydü. Davetiyesinde özellikle babaların ve kardeşlerin de davetli olduğu bir brunch olacağı yazıyordu. Annelerin de davetli olduğu yazıyordu tabii. Ama genelde anneler götürdükleri için cocuklarını, onları özellikle belirtmedim :))

Babalar kelimesinden etkilenen ben, eşimi katılması için ikna ettim. Aslında bu tip eğlencelerden pek hoşlanmaz. Hatta dışarda kutlanan doğumgünlerini de pek sevmez. Ona göre en güzeli, çok sevdiğin birkaç kişiyle evde kutlananılıdır.

Fakat ikna gücü kuvvetli olan bendenize uyarak beraber gitmeyi kabul etti. Hep beraber, minik hariç, çünkü henüz iyileştiği için onu evde bırakmayı daha uygun gördük, partiye katılmak üzere yola çıkmıştık.

Oraya vardığımızda, doğumgünü sahibi anne eşimi kutlayarak "partiye katılan tek baba sizsiniz" dedi :)) Neyse ki doğumgünü sahibi baba da vardı da, durumu biraz kurtardık :P

Ondan sonraki doğumgünü kutlamamız ise kayınbiraderimin kızınındı. Hepberaber hazırlandık, özendik.
Bu arada ben ona doğumgünü hediyesi bakarken, kendimi kaybettim. Kendisi biraz kokoş bir kız olduğundan :) daha çok süslü püslü giysilere baktım. İnanılmaz güzellikte şeyler var. Yani bir kızım olsaydı, herhalde benim oğlanlara harcadığımın iki üç katını filan harcardım :)

Bugüne kadar hep evde kutlanan doğumgünü, bu sefer dışarda kutlandı. Gittiği yuvanın bahçesi ile bir salonu bu gün için organize edildi.
Bu sefer akıllanan eşim, durumu önceden öğrenmeye çalıştı. Sadece annelerin ve çocukların olacağını öğreni. Fakat kendisi "amca" olarak tabii ki davet edildi. Hatta kardeşi de orada olacaktı. Fakat yine de "merci, almayayım" şeklinde evde kalmayı tercih etti :))

Bu sefer Miniği de götürdüm tabii. Ne de olsa kuzinesinin doğumgünüydü. İlk defa böyle bir kutlamaya katılıp, bir sürü çocuk görünce, önce şaşırdı. Sonra ise çok eğlendi. Çocuklar için kurulan masanın baş kısmında oturup, ablasının yedirdiği pastayı bile iştahla en önce o bitirdi :) Oyunlar oynadılar, dans ettiler çok, ama çok eğlendiler.

Dönüşümüz muhteşem oldu. Bağıdat trafiği ve yağmur derken saat 19.00 gibi eve dönebildik ancak.

Ben, genelde oturmuş olmama rağmen, kendimi inanılmaz yorgun hissettim. Gürültünün vermiş olduğu birşey herhalde.
Kolumu kaldıracak halim yoktu. Evde çocukları doyurup, erken yatırdım.
Biz gittikten sonra, sessiz bir evde bol bol dinlenen :) eşimi de gece erken yatmaya zorladım. Çünkü ertesi gün Polonezköy gezimiz vardı.



Evet, pazar gününü Polonezköy'de geçirdik. Çekirdeğin sınıfından arkadaşları, anne- babaları ve kardeşleriyle beraber kalabalık bir gruptuk.

Resimler de bu gittiğimiz yeri gösteriyor. Bol bol yeşillik, temiz hava, hayvanlar, orman ve minik bir göl ile resmen bir cennetti.

Günümüz apartman ve şehir çocukları için inanılmaz güzel bir yer. Doya doya koştular, top oynadılar, uçurtma uçurdular ve resimde görülen beyaz midilliye bindiler. Biz büyükler bile top oynadık :))

İşte gittiğimiz yerden birkaç görüntü daha..




Thursday, May 10, 2007

Güzel günler

Oğluş iyileşti çok şükür :)

Büyük çekirdeğin de sorunları kalmadı.

Kısaca kendisini şimdiye kadar mutsuz eden problemden bahsetmek istiyorum.
Biz herşeyi "aşırı" kardeş kıskançlığına yorarken, ortaya bambaşka bir portre çıktı.

Eşimin çekirdeğe olan tutumu, kardeşi olmadan önceki davranışlarıyla aynı. Hiç değişmedi bugüne kadar.

Fakat benim ona olan davranışlarım miniğin doğumuyla değişmişti.

Daha önceleri kuralları bozdurmayan, uyarılara uymadığında cezalandıran (odasına göndererek), her isteğini yerine getirmeyen ben, miniğin doğumuyla, ona karşı çok değişmişim.

Cezalar, kurallar kaltı, her isteği yerine getirildi. Yeterki kardeşini kıskanmasın diye, ona aşırı iyi davranıyormuşum.
Bu davranış değişikliğini çekirdek farklı yorumlamış.
Yani kendisine eskisi gibi kızılmadığı için, kendisini önemsiz hissetmiş, güveni zedelenmiş.
Kardeşine olan kızmalarım, uyarılarım onda benim kardeşini daha da önemsediğim izlenimi yaratmış ve onda "artık bana kızmıyor, beni önemsemiyor" düşüncesine yol açımış.

Yani hıncı kardeşine değil, banaymış. Bu yüzden de bana "kötü anne" diyormuş :((

Babasıyla arası çok iyi, çünkü ona herzamanki gibi davranıyor. Fakat ben kendimce ona aşırı sevgi göstererek yanlış yapmışım.

Bunu öğrendim ya, rahatladım. Şimdi yine eskisi gibi gerektiğinde ona kızıyorum. Hatta onaylamadığım şeyleri yapmasına kesinlikle izin vermiyorum ve eskisi gibi kesin tavrımı gösteriyorum.

O da yine eskisi gibi mutlu oldu.
Kardeşiyle eşit muammele gördüğü için, onunla artık oynuyor, ona iyi davranıyor. Ve en önemlisi, artık yemek yiyiyor ve karın ağırısı çekmiyor.

İyi ki bunu öğrenmişim. Çünkü her geçen gün ona mutsuzluğu yüzünden daha hassas davranıyordum. Fakat daha da yanlış yapıyormuşum istemeden.

Şunu anladım ki, hiçbir problemi göz ardı etmemek lazım. Uzman birinden yardım istemek, bizim görmediğimiz şeyleri görmemizi sağlıyor.



***


Artık üzerimizdeki kara bulutlar dağılmaya başladı :)

Dün çok hoş bir süpriz keşfettik. Tatil için gideceğimiz şehir aylar öncesinden belliydi ya, biz de internetten habire bakıyorduk, konser için kimler gelir o günlerde diye. Fakat o kadar uzun süre önceden belli olmuyordu.

Artık konsere gelenler ve konser tarihleri belli. Hatta bilet satışları bile başlamış. Şimdi burada isim veremeyeceğim (belki eşim istemez, bilmiyorum), ama şunu söyleyeyim, 20 yıldır hayranı olduğu bir şarkıcı, bizim kaldığımız yere ve aynı tarihlerde konser vermeye geliyor. Ki bu ünlü şahıs hiç Türkiye'ye gelmemiş biri. Eşim daha önceleri yurt dışına gittiğinde, hatta Amerika'da kaldığı dönemlerde hep konserlerini kollamış, fakat bir türlü kısmet olmamış.

Şimdi ise çok mutlu ve bugün bilet almayı düşünüyor.


***


Minik hastalığı nedeniyle saatlerce uyuduğu için, ben de bu arada biraz iş yaptım.

Ufak bir odamız var. Anlamsız bir şekilde küçücük bir oda olduğu için, orayı ayakkabı ve giysi (paltolar, montlar, takım elbiseler gibi) odası olarak kullanıyoruz.

Ayakkabılar bölümüne bir el atayım dedim. Ve bir daha giyilmeyecekleri vermek üzere ayırdım. Kışlıkları temizleyip kaldırdım, yazlıkları ön tarafa çıkardım.
Çekirdeğin küçük yazlık ayakkabılarına baktım, fakat miniğe göre birşey bulamadım. Ya fazla küçükler ya da fazla büyük.

Demek ki miniğe ayakkabı, sandalet alınacak.

İşin en zevkli kısmı ise, 2 yıl önce ortadan kaldırdığım yüksek topuklu ayakkabılarımı, terliklerimi ortaya çıkarmaktı :)

Henüz çoluk çocuğa karışmadan önce, mutlaka topuklu giyerdim. Bayılırdım ( gerçi hala bayılıyorum) yüksek topuğa.

Fakat ilk çocukla beraber topuklar alçaldı. Fakat çekirdeğin pusette geçirdiği dönemde yine bir ara giyiyordum. Sonra oğluş ayaklanmaya başlayınca, ben de peşinden koşar duruma gelince, babetlerle tanıştım :) Yoksa daha önceleri giymiyordum.

Büyük çekirdek büyüyünce, benim topuklar da yükselmeye başladı yine.
Ama bu sefer de miniğin gelişiyle, yine alçaldı.

Geçen yaz, dolgu topuklarla idare ettim :) Fakat bu yaz çocuksuz yapacağımız tatillerimizde ne kadar topuklu ayakkabım varsa, sonuna kadar kullanacağım.
Baktıkça, ne kadar özlediğimi anlamışım. Şöyle uçuşan eteğin altında zarif topuklu sandalet filan giymeyi..

Bir tanesinin resmini çektim.



Bir ara çok modaydı şeffaf terlikler. Ben de hem beyazından hem de siyahından almıştım. Şimdi modası kalmadı.
Fakat ben yinede giyeceğim bunları da :))

Monday, May 7, 2007

Çok şükür evdeyiz artık

Herşey düzeldi derken, geçtiğimiz perşembe akşamı ikisi de ateşlendi. Cuma sabahı hemen doktora gittik. İkisinin de kulakları ve boğazları kızarmıştı. Antibiyotiğe başladık.

Cumartesi günü minik tuhaflaştı. Büyük çekirdek düzelmiş, iyidi. Fakat ufaklık durup durup ağlıyor ve bağırıyordu. Sonra ateşi bir türlü düşmedi. Soyduk, kompresler yaptık, düzenli bir şekilde ağırı kesici ve ateş düşürücü verdik, fakat yine de hep yüksekti.

Başında nöbet tutmama rağmen, cumartesi gecesi saat 2 ile 5 arası (pazar sabahı mı demeliyim artık), sızmışım. Sonra birden fırladım ve ateşini ölçtüm. 40,5 çıkmıştı. Çocuk zaten baygın bir şekilde yatıyor, yüzü gözü şişmişti.

Hemen eşimle ateşini düşürmeye çalıştık yine. Bir taraftan da kendi kendime kızıyorum, nasıl sızmışım diye. Ya çocuk havale geçirdiyse.

Sonra zaten sabaha kadar susmadı, 3 saat ağladı, bağırdı, bütün apartmanı ayağa kaldırdı.

Sabah abiyi (abi kulağının dibinde top atılsa uyanmaz, kardeşi ise en ufak bir nefes sesinde gözünü açıp bakar kim geldi diye), zar zor uyandırıp giyindik ve hemen hastaneye gittik.

Ateşi düşürüldü, kan alındı, boğaz kültürü ve gaita tahlili yapıldı.
Bu arada serum da takıldı. Fakat hiç hoşuna gitmedi bu olay. O baygın haliyle çıkartmaya çalıştı sürekli. O yüzden eli alçıya alınmış gibi sarıldı.

Kanında yüksek derecede enfeksiyon çıktı. Antibiyotiği değişti, iğne olmaya başladı.
Bir de burnu o kadar dolu ki, koca bir adam gibi horluyor şimdi. Ve zor nefes aldığı için, zaten zayıf olan ve iyice çelimsezleşen vücudu, göğüsü, uyurken garip garip inip çıkıyordu.

Dün onu bu şekilde gören dedeleri, anneannesi ve babaannesi ağlamaya başladılar. Babaanne doktor olduğu için, daha kötü görüntülere şahit oluyor ve normalde soğukkanlıdır. Fakat o bile bitti, miniğin o halini görünce. Kendi çocuğun böyle yatsa, bu kadar etkilemezsin, ama torun olunca başka oluyor dedi.

Abi ve baba akşam eve döndüler. Babaanne, ben ve minik hastanede kaldık. Ancak bu sabah taburcu ettiler bizi. Şimdi kendisi uyuyor ve daha iyi. En azından ateşi çımadı geceden beri.

Evde olmak çok güzel. Sağlıklı olmak herşeyden daha güzel. Var üzerimizde bir uğursuzluk. Peş peşe geliyor hastalıklar. Bir türlü düzelemedik :(
Bu son olur inşallah.

Büyük çekirdeğin durumu iyi. Pedagogla da görüştük. Büyütülecek bir şey yok. Onun bu halde olmasının sebebi de çok basitmiş. Onu da artık sonra anlatırım.


Bu arada evi karıncalar basmış. Etrafımdakilerden de duyuyorum, çoğu kişinin evinde varmış. Geçen sene mutfağa dadanmışlardı, şimdi ise banyolarda geziniyorlar.

Şimdi biraz ortalığı toparlayıp, dinleneceğim. Göz kapaklarım kapanıyor resmen. Benden bir iki gün ses çıkmazsa anlayın ki çoluk çocukla uğraşıyorumdur. Kısa sürede iyi olsunlar da, başka birşey dilemiyorum.

Hepinizi öptüm ve iyi haftalar dilerim..