Thursday, July 26, 2007

Selam :)

Herkes gibi ben de oyumu kullanmak için İstanbul'a döndüm. 3 gün daha buradayız. Sonra daha önce bahsettiğim kır düğününe katıldığımız gecenin sabahında Londra'ya, yeni bir tatile gidiyoruz.

Hepinizi tek tek okumak için fazla lafı uzatmıyorum. Aslında anlatacak birkaç hikaye de yok değil. Özellikle bir ara Club Med Kemer'de yaptığımız tatilden bahsetmek istiyorum. Oraya giden, bilen anlamıştır :))
Sonra bizim ufaklılkların yüzme maceraları, yazlığımıza gizlice girip, evin orta katına çıkıp doğum yapan kediden ve daha birsürü şeyden.
Ama çok fazla vaktim de yok. Çünkü tekrardan eşyaları hazırlama moduna geçmeliyim.

Minik iki gün sonra anneanneye taşınacak yine. Çekirdeğin de eşyalarını babaanneye götüreceğiz.
Bir de kaldırdığım uzun kollu, baharlık giysileri tekrar çıkarmam gerekiyor. Burası kaynıyor, fakat Londra biraz serinmiş.

Çok kısa oldu biliyorum. Fakat ya yazacağım, ya da okuyacağım. Sizleri okumayı tercih ediyorum :)
Londra dönüşü tekrar yazlığımıza geçeceğiz. Çekirdeğin okulu açılınca döneceğiz. Bu arada dün Çekirdeğin kaydını yeniledim hazır buradayken. Bu sene oğlum forma giymeye başlayacak. Küçük adamım resmen büyüdü. Bu da bende ayrı bir heyecan yaratıyor :)

Herhalde Eylüle kadar benden yine pek bir ses çıkmaz. Hepinizi öpüyorum, hoşçakalın :))

Monday, June 11, 2007

Geveze Ayçiçek :)


Büyük oğuluş henüz bebekken, çok arzu ediyordum hemen konuşmasını. Bu günlerin keyfini çıkar, konuşmaya başlayınca hiç susmayacak diyenlere kibarca tebessüm edip, içimden 'konuşsun, konuşsun' diyordum.
Haklıymışlar, bir başladıklarında gerçekten de susmuyorlar :)

Gerçi Çekirdek ne erken, ne de geç konuştu. 2,5 filandı.
Minik de tek tük kelimeler söylüyor. "Anne, baba, abü (abi), dadi (dayı), mama, dede, babae (babaanne), bibi (bebek), bua (su), bü (süt), daa (abinin adı), wowo (herhangi bir hayvan), lala (salatalık, domates)..."

Bunlar anlayabildiklerimiz. Bunların yanında bir de bir sürü anlamsız kelimeleri sıralayıp cümleler kuruyor. Abisi ile çene yarışı içersinde şimdiden. Abi zaten non-stop konuşuyor. Bir de Minik eklenirse, hiiç düşünemiyorum :))

***

Çekirdeğin yılsonu gösterisi için kırmızı T-shirt aradım günlerce. Çoğu okul gösterilerde kırmızı polo yaka T-shirt kullanmış. Veliler birbirimizi aradık, sen nereden buldun diye. Hatta annemle kayınvalidemi de görevlendirdim :) bulursanız alın diye. Ve gerçekten de ben bulamadım onlar buldu. Şimdi iki kırmızı polo yaka T-shirt'ümüz var.
Sezon başında Zara Kids'te gözüme çarpmıştı polo yakalı T-shirtler. Kırmızının olduğunu da hatırlayarak zaten ilk oraya bakmıştım. Fakat ben gittiğimde hiç bir kırmızı T. yoktu. Çalışan kızın söylediğine göre, bir okul arayıp, bütün Zara'daki 6 yaş kırmızı T-shirtleri ayırtıp almış :S


Velilerle, çocukların sınıf öğretmenlerine şık bir yılsonu hediyesi almayı düşünmüştük önceden. Ben de sınıf temsilcisi olduğum için, herkesi haberdar edip, para topladım. İki anne ile beraber (ki ikiside iyi anlaştığım veliler), birkaç gümüşcü gezip, şık bir şekerlik beğendik. Altına da çocukları hatırlatacak birşeyler yazdırdık.
Gösteri gününde, gösteriden sonra, biraraya toplanıp, hediyemizi vermek istedik. Öğretmen çok teşekkür ederek kabul edemeyeceğini söyledi. Aslında bunun olacağını biliyorduk. Çünkü okul kesinlikle hediyelerin kabul edilmediğini taa sene başında söylemişti. Hatta bir toplantıda müdür sırf bu yüzden bir öğretmeni işten çıkardıklarını söylemişti.
Biz de zaten sınıfta, kimsenin görmeyeceği şekilde vermek istemiştik. Bir de yıl sonu diye kabul edilir dedik. Fakat yanılmışız. Çok ısrarımız üzerine öğretmenimiz eğer çocukların isimlerini altına yadırırsanız ancak kabul ederim dedi.
Bu görev de tabii bana düştü. Tekrar gümüşcüye gidip, adama 20 isimlik bir liste verdim. Yarın öbür gün gidip hediyemizi öğretmenimize vereceğim.

***

Çekirdekle gün sayıyoruz. Tatil olacağı için çok mutlu oğlum :)
Planlar yapıp duruyoruz.
Kayınvalidem ve k.pederim bir haftadır Bodrum'dalar. Bir hafta daha kalacaklar. Bizim aklımız onlarda, onların da aklı çocuklarda. Yabancı çocukları gördükçe, bizimkileri hatırlayıp, tatilin içlerine sinmediklerini söylüyorlar.
Neyse ki az kaldı. Döndüklerinde zaten hepberaber yazlığımıza gideceğiz.

***

Saçlarım yine çok uzadı. Fakat artık bu uzunluktan sıkıldım. Eşime biraz kestireceğim diyorum, o da bana kestirme koyult diyor. Bu günlerde biraz fazla ısrar ediyor koyult diye. Ama ben sarıdan vazgeçmek istemiyoruuum. Gerçi şimdi koyu, doğal saç modası var. Fakat en azından yaz sonuna kadar sarıya devam diyorum. Bir de kestireceğim herhalde. Ama en son kararımı vermedim henüz :)

Ben kendi saçım uzun derken, bugün bir alışveriş merkezinin otoparkında ünlü bir gazinonun sahibinin genç eşiyle yan yana park ettik. Ben miniği, o da bebeğini pusete koymakla meşgulken, kendimi onun saçlarından alamadım. Resmen belinin altındaydı saçları. Ben genelde çocuklarla beraberken, saçımı yukarıya doğuru kıvırıp, tokayla tuttururum. Bu bayan o upuzun saçlarını dümdüz açıvermişti. Çocukla uğraşırken nasıl rahat etti bu sıcakta anlayamadım.

***

Saç demişken, miniğin saçlarını artık ben kesiyorum :)) Oğlumun bukleleri çok tatlı. Fakat ne zaman berbere götürsem, tarif etmeme rağmen istediğim gibi kesmiyorlar.
Çekirdeğin durumu rahat. Babasıyla gidip, aynı şekilde traş oluyorlar :) Zaten Çekirdeğe kısa saç çok yakışıyor. Fakat Minik'te uzun saç daha hoş duruyor. Hele kulağının arkasından o bukleler kıvrılmıyor mu, bayılıyorum. Ben de artık önlerinden, üstlerden ve yanlardan kendim kısaltıyorum. Maksat o hoş görüntüyü korumak.

***

Bu günlerde yazmak zor geliyor bana. Zaten uzun zamandır ara da vermişim. Havanın artık güzel olmasıyla da zaten çoğu zaman dışardayım. Akşamları da yorgunluktan, dizi izlemekten, çocukların banyosunu yaptırıp yatırmaktan pek fırsatım olmuyor yazmaya.
Yeni bir kitaba başlamıştım. Fakat onu bile zor okuyabiliyorum.

Daha önce bahsetmiştim ya, Ağustos ayında, yurtdışında gideceğimiz özel bir konser var diye. Özelliği, eşimin çok hayran olduğu bir şarkıcı olmasından kaynaklanıyor :)
Eşim de kendimizi konser havasına sokalım diye, şimdiden son konserini izliyor, izlettiriyor :)
Ben de birden müziğin etkisiyle cin gibi olmuş olmanın rahatlığıyla bu postu yazıyorum :)

***

Farkettiniz, bütün post boyunca oradan buradan bahsettim. Yani ortaya doğru düzgün bir yazı çıkamadı biliyorum.
Herhalde bu posttan sonra da ara biraz uzayacak.

Çekirdek tatile girecek, yazlığa gidecek eşyalar toparlanacak. Yazlığa gidilecek. Temmuzun ilk haftası Miniğin eşyaları anneannesine götürülecek. Minik anneannelerde kalacak. Çekirdek aynen babaannesiyle kalmaya devam edecek. Eşimle beraber evimize dönüp, gezi hazırlığı yapacağız. Bu yaz başbaşa tatil yapacağız güneyde. Döndükten sonra da yurtdışına çıkacağız.
Evimizi kapatmadan önce burada da yapmak istediğim bazı işler var. Onlarla da ilgilenmeliyim...

***

Bugün yine bir ayakkabıya aşık oldum. Bilirsiniz kadınlarla ayakkabılar arasındaki gizemli çekim olayı.
Simsiyah rugandan, yüksek topuklu, bilekten ince bantlı şık bir sandalet. İlk görüşte aşk :) Fakat biraz uçmuşlar fiyatta. Annem de engelledi, bu parayla iki üç tane alırsın dedi. Kalbim kırık bir şekilde ayrıldım ayakkabıdan :(

Saçmalamaya başladım yine :))
En iyisi mi burada noktayı koymak.

Galiba şimdiye kadar hiç dip not yazmamıştım. Bir ilk olsun bari :)

Dip Not (:P) : RENKLER'ciğimin yazdığı romana bayıldım. Anlatımı beni sardı. Merakla ne olacağını bekliyorum. Yani sürükleyici :) Ama beklemek çok zor oluyor..

Hoşça kalın..

Tuesday, May 22, 2007

Merhaba :D




Kuğu'cğm. Bu resmi senin için çektim :))


Günlerdir uzak kaldım buradan, özledim herkesi. Birçok yeni yazı birikmiştir. Fakat dolaşmaya başlamadan önce, ben de yazımı yazayım dedim :) Yoksa yine kalacak..

Geçtiğimiz günlerde birkaç doğumgünü kutlamalarımız oldu. Bunların ilki dedemizindi (kayınpederimin:)). Babamızı en sevdiği restorana, Mabeyin'e götürdük. Eşim, kayınbiraderim ve eltimle böyle bir süpriz yapalım dedik.

Sonra ise Çekirdeğin bir sınıf arkadaşının doğumgünüydü. Davetiyesinde özellikle babaların ve kardeşlerin de davetli olduğu bir brunch olacağı yazıyordu. Annelerin de davetli olduğu yazıyordu tabii. Ama genelde anneler götürdükleri için cocuklarını, onları özellikle belirtmedim :))

Babalar kelimesinden etkilenen ben, eşimi katılması için ikna ettim. Aslında bu tip eğlencelerden pek hoşlanmaz. Hatta dışarda kutlanan doğumgünlerini de pek sevmez. Ona göre en güzeli, çok sevdiğin birkaç kişiyle evde kutlananılıdır.

Fakat ikna gücü kuvvetli olan bendenize uyarak beraber gitmeyi kabul etti. Hep beraber, minik hariç, çünkü henüz iyileştiği için onu evde bırakmayı daha uygun gördük, partiye katılmak üzere yola çıkmıştık.

Oraya vardığımızda, doğumgünü sahibi anne eşimi kutlayarak "partiye katılan tek baba sizsiniz" dedi :)) Neyse ki doğumgünü sahibi baba da vardı da, durumu biraz kurtardık :P

Ondan sonraki doğumgünü kutlamamız ise kayınbiraderimin kızınındı. Hepberaber hazırlandık, özendik.
Bu arada ben ona doğumgünü hediyesi bakarken, kendimi kaybettim. Kendisi biraz kokoş bir kız olduğundan :) daha çok süslü püslü giysilere baktım. İnanılmaz güzellikte şeyler var. Yani bir kızım olsaydı, herhalde benim oğlanlara harcadığımın iki üç katını filan harcardım :)

Bugüne kadar hep evde kutlanan doğumgünü, bu sefer dışarda kutlandı. Gittiği yuvanın bahçesi ile bir salonu bu gün için organize edildi.
Bu sefer akıllanan eşim, durumu önceden öğrenmeye çalıştı. Sadece annelerin ve çocukların olacağını öğreni. Fakat kendisi "amca" olarak tabii ki davet edildi. Hatta kardeşi de orada olacaktı. Fakat yine de "merci, almayayım" şeklinde evde kalmayı tercih etti :))

Bu sefer Miniği de götürdüm tabii. Ne de olsa kuzinesinin doğumgünüydü. İlk defa böyle bir kutlamaya katılıp, bir sürü çocuk görünce, önce şaşırdı. Sonra ise çok eğlendi. Çocuklar için kurulan masanın baş kısmında oturup, ablasının yedirdiği pastayı bile iştahla en önce o bitirdi :) Oyunlar oynadılar, dans ettiler çok, ama çok eğlendiler.

Dönüşümüz muhteşem oldu. Bağıdat trafiği ve yağmur derken saat 19.00 gibi eve dönebildik ancak.

Ben, genelde oturmuş olmama rağmen, kendimi inanılmaz yorgun hissettim. Gürültünün vermiş olduğu birşey herhalde.
Kolumu kaldıracak halim yoktu. Evde çocukları doyurup, erken yatırdım.
Biz gittikten sonra, sessiz bir evde bol bol dinlenen :) eşimi de gece erken yatmaya zorladım. Çünkü ertesi gün Polonezköy gezimiz vardı.



Evet, pazar gününü Polonezköy'de geçirdik. Çekirdeğin sınıfından arkadaşları, anne- babaları ve kardeşleriyle beraber kalabalık bir gruptuk.

Resimler de bu gittiğimiz yeri gösteriyor. Bol bol yeşillik, temiz hava, hayvanlar, orman ve minik bir göl ile resmen bir cennetti.

Günümüz apartman ve şehir çocukları için inanılmaz güzel bir yer. Doya doya koştular, top oynadılar, uçurtma uçurdular ve resimde görülen beyaz midilliye bindiler. Biz büyükler bile top oynadık :))

İşte gittiğimiz yerden birkaç görüntü daha..




Thursday, May 10, 2007

Güzel günler

Oğluş iyileşti çok şükür :)

Büyük çekirdeğin de sorunları kalmadı.

Kısaca kendisini şimdiye kadar mutsuz eden problemden bahsetmek istiyorum.
Biz herşeyi "aşırı" kardeş kıskançlığına yorarken, ortaya bambaşka bir portre çıktı.

Eşimin çekirdeğe olan tutumu, kardeşi olmadan önceki davranışlarıyla aynı. Hiç değişmedi bugüne kadar.

Fakat benim ona olan davranışlarım miniğin doğumuyla değişmişti.

Daha önceleri kuralları bozdurmayan, uyarılara uymadığında cezalandıran (odasına göndererek), her isteğini yerine getirmeyen ben, miniğin doğumuyla, ona karşı çok değişmişim.

Cezalar, kurallar kaltı, her isteği yerine getirildi. Yeterki kardeşini kıskanmasın diye, ona aşırı iyi davranıyormuşum.
Bu davranış değişikliğini çekirdek farklı yorumlamış.
Yani kendisine eskisi gibi kızılmadığı için, kendisini önemsiz hissetmiş, güveni zedelenmiş.
Kardeşine olan kızmalarım, uyarılarım onda benim kardeşini daha da önemsediğim izlenimi yaratmış ve onda "artık bana kızmıyor, beni önemsemiyor" düşüncesine yol açımış.

Yani hıncı kardeşine değil, banaymış. Bu yüzden de bana "kötü anne" diyormuş :((

Babasıyla arası çok iyi, çünkü ona herzamanki gibi davranıyor. Fakat ben kendimce ona aşırı sevgi göstererek yanlış yapmışım.

Bunu öğrendim ya, rahatladım. Şimdi yine eskisi gibi gerektiğinde ona kızıyorum. Hatta onaylamadığım şeyleri yapmasına kesinlikle izin vermiyorum ve eskisi gibi kesin tavrımı gösteriyorum.

O da yine eskisi gibi mutlu oldu.
Kardeşiyle eşit muammele gördüğü için, onunla artık oynuyor, ona iyi davranıyor. Ve en önemlisi, artık yemek yiyiyor ve karın ağırısı çekmiyor.

İyi ki bunu öğrenmişim. Çünkü her geçen gün ona mutsuzluğu yüzünden daha hassas davranıyordum. Fakat daha da yanlış yapıyormuşum istemeden.

Şunu anladım ki, hiçbir problemi göz ardı etmemek lazım. Uzman birinden yardım istemek, bizim görmediğimiz şeyleri görmemizi sağlıyor.



***


Artık üzerimizdeki kara bulutlar dağılmaya başladı :)

Dün çok hoş bir süpriz keşfettik. Tatil için gideceğimiz şehir aylar öncesinden belliydi ya, biz de internetten habire bakıyorduk, konser için kimler gelir o günlerde diye. Fakat o kadar uzun süre önceden belli olmuyordu.

Artık konsere gelenler ve konser tarihleri belli. Hatta bilet satışları bile başlamış. Şimdi burada isim veremeyeceğim (belki eşim istemez, bilmiyorum), ama şunu söyleyeyim, 20 yıldır hayranı olduğu bir şarkıcı, bizim kaldığımız yere ve aynı tarihlerde konser vermeye geliyor. Ki bu ünlü şahıs hiç Türkiye'ye gelmemiş biri. Eşim daha önceleri yurt dışına gittiğinde, hatta Amerika'da kaldığı dönemlerde hep konserlerini kollamış, fakat bir türlü kısmet olmamış.

Şimdi ise çok mutlu ve bugün bilet almayı düşünüyor.


***


Minik hastalığı nedeniyle saatlerce uyuduğu için, ben de bu arada biraz iş yaptım.

Ufak bir odamız var. Anlamsız bir şekilde küçücük bir oda olduğu için, orayı ayakkabı ve giysi (paltolar, montlar, takım elbiseler gibi) odası olarak kullanıyoruz.

Ayakkabılar bölümüne bir el atayım dedim. Ve bir daha giyilmeyecekleri vermek üzere ayırdım. Kışlıkları temizleyip kaldırdım, yazlıkları ön tarafa çıkardım.
Çekirdeğin küçük yazlık ayakkabılarına baktım, fakat miniğe göre birşey bulamadım. Ya fazla küçükler ya da fazla büyük.

Demek ki miniğe ayakkabı, sandalet alınacak.

İşin en zevkli kısmı ise, 2 yıl önce ortadan kaldırdığım yüksek topuklu ayakkabılarımı, terliklerimi ortaya çıkarmaktı :)

Henüz çoluk çocuğa karışmadan önce, mutlaka topuklu giyerdim. Bayılırdım ( gerçi hala bayılıyorum) yüksek topuğa.

Fakat ilk çocukla beraber topuklar alçaldı. Fakat çekirdeğin pusette geçirdiği dönemde yine bir ara giyiyordum. Sonra oğluş ayaklanmaya başlayınca, ben de peşinden koşar duruma gelince, babetlerle tanıştım :) Yoksa daha önceleri giymiyordum.

Büyük çekirdek büyüyünce, benim topuklar da yükselmeye başladı yine.
Ama bu sefer de miniğin gelişiyle, yine alçaldı.

Geçen yaz, dolgu topuklarla idare ettim :) Fakat bu yaz çocuksuz yapacağımız tatillerimizde ne kadar topuklu ayakkabım varsa, sonuna kadar kullanacağım.
Baktıkça, ne kadar özlediğimi anlamışım. Şöyle uçuşan eteğin altında zarif topuklu sandalet filan giymeyi..

Bir tanesinin resmini çektim.



Bir ara çok modaydı şeffaf terlikler. Ben de hem beyazından hem de siyahından almıştım. Şimdi modası kalmadı.
Fakat ben yinede giyeceğim bunları da :))

Monday, May 7, 2007

Çok şükür evdeyiz artık

Herşey düzeldi derken, geçtiğimiz perşembe akşamı ikisi de ateşlendi. Cuma sabahı hemen doktora gittik. İkisinin de kulakları ve boğazları kızarmıştı. Antibiyotiğe başladık.

Cumartesi günü minik tuhaflaştı. Büyük çekirdek düzelmiş, iyidi. Fakat ufaklık durup durup ağlıyor ve bağırıyordu. Sonra ateşi bir türlü düşmedi. Soyduk, kompresler yaptık, düzenli bir şekilde ağırı kesici ve ateş düşürücü verdik, fakat yine de hep yüksekti.

Başında nöbet tutmama rağmen, cumartesi gecesi saat 2 ile 5 arası (pazar sabahı mı demeliyim artık), sızmışım. Sonra birden fırladım ve ateşini ölçtüm. 40,5 çıkmıştı. Çocuk zaten baygın bir şekilde yatıyor, yüzü gözü şişmişti.

Hemen eşimle ateşini düşürmeye çalıştık yine. Bir taraftan da kendi kendime kızıyorum, nasıl sızmışım diye. Ya çocuk havale geçirdiyse.

Sonra zaten sabaha kadar susmadı, 3 saat ağladı, bağırdı, bütün apartmanı ayağa kaldırdı.

Sabah abiyi (abi kulağının dibinde top atılsa uyanmaz, kardeşi ise en ufak bir nefes sesinde gözünü açıp bakar kim geldi diye), zar zor uyandırıp giyindik ve hemen hastaneye gittik.

Ateşi düşürüldü, kan alındı, boğaz kültürü ve gaita tahlili yapıldı.
Bu arada serum da takıldı. Fakat hiç hoşuna gitmedi bu olay. O baygın haliyle çıkartmaya çalıştı sürekli. O yüzden eli alçıya alınmış gibi sarıldı.

Kanında yüksek derecede enfeksiyon çıktı. Antibiyotiği değişti, iğne olmaya başladı.
Bir de burnu o kadar dolu ki, koca bir adam gibi horluyor şimdi. Ve zor nefes aldığı için, zaten zayıf olan ve iyice çelimsezleşen vücudu, göğüsü, uyurken garip garip inip çıkıyordu.

Dün onu bu şekilde gören dedeleri, anneannesi ve babaannesi ağlamaya başladılar. Babaanne doktor olduğu için, daha kötü görüntülere şahit oluyor ve normalde soğukkanlıdır. Fakat o bile bitti, miniğin o halini görünce. Kendi çocuğun böyle yatsa, bu kadar etkilemezsin, ama torun olunca başka oluyor dedi.

Abi ve baba akşam eve döndüler. Babaanne, ben ve minik hastanede kaldık. Ancak bu sabah taburcu ettiler bizi. Şimdi kendisi uyuyor ve daha iyi. En azından ateşi çımadı geceden beri.

Evde olmak çok güzel. Sağlıklı olmak herşeyden daha güzel. Var üzerimizde bir uğursuzluk. Peş peşe geliyor hastalıklar. Bir türlü düzelemedik :(
Bu son olur inşallah.

Büyük çekirdeğin durumu iyi. Pedagogla da görüştük. Büyütülecek bir şey yok. Onun bu halde olmasının sebebi de çok basitmiş. Onu da artık sonra anlatırım.


Bu arada evi karıncalar basmış. Etrafımdakilerden de duyuyorum, çoğu kişinin evinde varmış. Geçen sene mutfağa dadanmışlardı, şimdi ise banyolarda geziniyorlar.

Şimdi biraz ortalığı toparlayıp, dinleneceğim. Göz kapaklarım kapanıyor resmen. Benden bir iki gün ses çıkmazsa anlayın ki çoluk çocukla uğraşıyorumdur. Kısa sürede iyi olsunlar da, başka birşey dilemiyorum.

Hepinizi öptüm ve iyi haftalar dilerim..

Monday, April 30, 2007

Güzel şeyler düşünelim artık



Çok şükür hepimiz iyiyiz artık. Doktorumuzun Büyük çekirdeğe verdiği ilaçlar da iyi geldi. İştahı bayağı açıldı. Bir haftada zor yediğini şu iki günde yedi. Sürekli birşeyler istedi canı. Kendimi güzel bir rüyada zannettim :)
Beslenmesi düzene girince, eski sinirli mutsuz hali de kalmadı. Hatta ilk defa dün kardeşine sarıldı ve onu öptü :)))
Gözlerimize inanamadık :)

Yine de uzman bir kişiyle görüşeceğiz bu hafta. Yarına randevum var. Önce okuluna gidip, öğretmeniyle konuşacağım, sonra ise pedagoga gideceğim. Ama içimdeki his herşeyin düzeleceğini ve ortada büyük bir sorun kalmayacağını söylüyor. İnşallah.



İki hafta önce, eşimle vesikalık resim çektirmeye gitmiştik. Bahsedecektim, ama araya hastalıklar, üzüntüler girince kaldı tabii.

Baştan başlayayım. Bahsettim mi bilmiyorum, ama tatil söz konusu olduğunda, bayağı planlı programlı hareket ederiz.
Şöyle ki, tatil için aylar öncesinden plan yaparız. Tabii o sırada bir arkadaş arayıp 'hadi buraya gidelim' demezse.

Mesela bu yaz yurtdışında gideceğimiz yere eşimle geçen yaz karar verdik. Aralık ayında da yerimizi ayırttık. Hatta eşim uçak biletlerini bile almak istemişti de, vizeyi o kadar erken vermedikleri için, biletler kalmıştı. Son iki aydır ise eşim her hafta uçak biletlerini alacağımız yeri arayıp rezarvasyon yaptırıyor. Bunu niye yapıyor, çünkü gideceğimiz yerin tarihi belli, fakat yaz olacağı için uçakta o tarihe bilet bulamazsak kötü olur. Vize olmayınca da, bileti alamadık. Çok önceden de uçak için rezarvasyon yapılmıyormuş. Sadece bir hafta kala yapılıyormuş. Bu yüzden de oradaki görevli eşime her hafta arayıp rezarvasyon yaptırırsa, gideceğimiz tarihte bilet bulabileceğimizi söyledi. Daha doğrusu vizemiz çıkınca.

Biz de geçen haftalarda vize için başvurduk. Fakat elimizdeki resimleri kabul etmediler. Arka fon mutlaka beyaz olmalıymış. Biz de bu yüzden resim çektirdik.

Vesikalık çektirmeyi eskiden hiç sevmezdim. Çünkü çıkan resim sonradan kötü bir süpriz olabiliyordu.

Fakat son zamanlarda dijital olduğu için, birkaç poz çekiliyor. Sonra bilgisayardan bakıp, beğendiğinizi seçebiliyorsunuz.

Ben eşime saçlarımı öne mi alayım, geriye mi atayım derken, fotoğrafçı saçınızı geriye alın, hatta kulaklarınız da gözüksün dedi!

Neyse ki ciddi pozlar arasından birer tane beğenidik ki, adam bir kart çıkartıp, hangi ülkeye gideceğimizi sordu. Sonra baktık ki, birkaç ülke (aralarında bizim gideceğimiz de var), kendi vizesi için farklı ebatlar koymuş.
Sonuçta alt tarafı vesikalık. Fakat Amerika için kenarlar bilmem kaç olacak, İngiltere, Kanada, Fransa bilmem kaç.
Yani saçmalamışlar. Fakat kurallara uyuduk tabii.

Geçen hafta da vizemizi verdiler. Yani uçak biletimiz de garanti oldu.

Bu iş tamam olduktan sonra da, yurtiçi tatilimizi planladık. Güneyde bir yer. Neresi olsun derken, yine favori olan yerimizi seçip onu da onaylattırdık.

Yani şimdiden tatil yerimiz ve tarihler belli. Bu tarihlerde büyük çekirdek babaannenin yazlığında, minik de anneannenin yazlığında kalacak.

Dün de eşim bana uçak saatlerini bir yere not ettirdi.

Yani bu kadar deli miyiz neyiz? Ama tatil söz konusu olduğunda, aylar öncesinden plan program yapıyoruz.

Sonra da tabii o tarihler arasında bir aksiliğin çıkmamasını umuyoruz.

Bir keresinde yine çok önceden bir kapadokya gezisi planlayıp, ayırtmıştık.

Sonra geziye birkaç hafta kala kayağa gitmiştik. Eşim o gezide ayağını kırmıştı. Tabii bu durumda Kapadokya gezisini iptal etmek zorunda kalmıştık. Önce paramızı iade etmek istememişlerdi. Fakat söz konusu kırılan bir ayak olunca, insaflı davranıp iade etmişlerdi.

Ama bu bize ders olmadı:) Biz yine de çok çok önceden herşeyi organize ediyoruz.

Şu geçirdiğimiz sıkıntılı günlerden sonra biraz tatil hayali kurmak, tatili düşünmek bile iyi geldi :)

Acaba bizim gibi şimdiden yaza plan program yapan var mı? :)))

Thursday, April 26, 2007

"Uyduruk mikrop" kapmışız

23 Nisan pazartesi günü, büyük çekirdeğimin okulda gösterisi vardı. Onda hiç heyecan belirtisi olmamasına rağmen, ben çok heyecanlıydım.

Günler öncesinden ağızından laf almaya çalışıyordum zaten, gösteriniz nasıl, kostümünüz nasıl diye.
Ama ağızından hiç laf alamamıştım. Kesinlikle bahsetmiyordu. Sadece bir kere "mavi pantalon" çıkmıştı ağızından, o kadar.

Bir de en önde olduğunu biliyordum sadece. Daha önce bahsetmiştim, oğlumun bale dersiyle ilgili sorunu olduğunu. Öğretmeniyle o sorunu çözdükten sonra, çocukları 23 Nisan gösterisine hazırlayan öğretmeni onu en ön sıraya almıştı.



Gösteriden önceki cumartesi günü, dışarıya çıkmıştık.
Eşim arabayı yıkatmaya götürürken, bizi de bir alışveriş merkezine bırakmıştı. Büyük çekirdeğin istediği boyalardan aldık ve biraz dolandık. Minik de yanımızdaydı. Sonra eşim gelip bizi aldı. Herşey çok güzeldi. Oğlum istediği boyalara kavuşunca çok mutlu olmuştu.

Sonra yemek yemeye gittik. Yemekte de problem yoktu. Biraz dolaştıktan sonra eve döndük. Oğlanları babalarıyla bırakıp, biraz uzanmıştım. Sonra kalkınca, büyük çekirdeğin suratından birşeylere bozulduğunu anladım. Tabii herzamanki gibi birşey söylemedi. Çocuklara akşam yemeklerini ısıtırken, başladı oğlum karnım ağırıyor diye.
Yemek yememek için zaten sürekli söylediği şey "karnım ağırıyor".
Herzamanki gibi aldırmadan yemeğini yemesi için uğraştım ve yedirdim.

Sonra bir ara sebebini hatırlayamadığım birşey için biraz dalaştıktan sonra yatıp uyumuştu.
Ama hep aynı şeyi tekrar ederek; "karnım ağırıyor".

Daha önceki yorumlar bölümünde de bahsetmiştim, bunun hep psikolojik olduğunu. Hatta kendi kendini kusturduğunu. Yine numara yaptığını anlamıştım. Gece de zaten uykusundan kalkıp, başladı kendini zorlamaya. Bana yemek yedirdin, bak kusuyorum diye zorladı kendini yine.
Pazartesiye kadar da yine birşey yemeyerek geçti.



Gösteri günü biraz heyecanım da bu durumdan dolayıydı. Acaba kendisini strese sokar mı diye. Fakat okula gidince, onun gayet iyi ve neşeli olduğunu gördüm. Gösteri salonu çok kalabalıktı. Beni görmeme ihtimali çok yüksekti. Sahneye çıktığında da yüzümün önünde kameram duruyordu. Fakat zoomlayınca, onun kocaman gözlerle beni aradığını gördüm.

Gösteri çok güzel geçti. Mavi beyaz kostümleri ve siyah şapkaları vardı. Kızlı erkekli çiftler oluşturup, güzel bir dans gösterisi sundular.
Oğlum da gerçekten en öndeydi.
Onu bu şekilde sahnede izlemek çok duygulandırdı beni.
Daha önce gittiği yuvada gösteri günleri hep özel günlere denk geldiği için ve o zamanlar da minik henüz aramızda olmadığı için, genellikle şehir dışında olduğumuzdan, hiç bir gösteriye katılamamıştı.
O yüzden onu ilk defa gösteri yaparken görünce, çok duygulandım, gurur duydum.

Etkinlik bitince de, onu anneanesi ve dedesiyle beraber MC Donald's a ve parka götürdük. Çok eğlenmişti. O mutlu oldukça ben daha da mutlu olmuştum.

Akşam ise, yemeğe oturmadan önce, yine karın ağırısı tuttu, birşey yemek istemedi. Ertesi gün de zaten resmi tatildi, birşeye zorlamadım, acıkınca yer dedim.

Ertesi gün, yani salı günü, çocukları alıp anneme gittik. Orada biraz ısrarla bir dilim pizza yedi ancak. Sonra dayısının bilgisayarında oyun onadı, keyfi yerindeydi. Miniğin de keyfi yerindeydi.

Akşam eve döndükten sonra, yarın okula gidip gitmeyeceğini sordu. Ben de tatil bitti, yarın okul var dedim.
Evde vakit geçirmekten keyif aldığı için, gitmek istemedi. Sonra başladı yine karın ağırısı. Kayınvalidemle telefonda konuştuk, durumu anlattım. Gelip bir baktı. Doktor olan kayınvalidem, karnında bağırsak hareketlerinin fazla olduğunu söyledi. Zaten karnına dokununca acıdığını söylüyordu oğlum. Sabah kaka tahlili yaptırın dedi.

Ben yine birşeyin çıkmayacağına emindim. Fakat sabah olunca, hastaneye gideriz dedim.
Gece, hepimiz uyurken, saat tam 03.00'tü. İkisi birden uyandı. Büyük çekirdek ishal olmuştu, minik de kusuyordu. Tam aynı dakikada. Büyük çekirdeğin üstünü değiştırıp tekrar yatırdık. Sonra eşimle kusmuk içinde olan miniği banyoya sokup, yıkadık.

Sabah da, dün yani, apar topar hastaneye gittik. Neyse ki çok önemli bir mikrop değilmiş. Beta ya da rota mikrobundan korkmuştum, ama ikisi de değildi.
Büyük çekirdek için doktorumuz psikolog önerdi. Şu an gerçekten ishaldi ve ilaç yazdı. Fakat tarif ettiğim kusmaları kendi yapıyor dedi.

İlaçlarımızı alıp eve döndük. Kayınvalidem de bizimle gelmişti. Gece 3'ten beri uyumadığım için, öğle yemeğinden sonra minikle yattık. Büyük çekirdek de babaannesiyle oturdu. Minik tam beş saat uyudu. Ben ise yattıktan iki saat sonra şiddetli bir karın ağırısıyla uyandım. Bütün gün kıvranıp durdum. Ancak geceye doğru biraz rahatladım.

Şimdi daha iyiyim ve en azından ayağa kalkabiliyorum. Minik de gece sadece bir kere kustu. O da iyi birşey. Çünkü dün sabaha kadar 7 kere çıkartmıştı.


Her sene okuldaki salgın hastalıklar artıyormuş ne yazık ki. Hele geçen hafta 40 tane çocuk geldi bu şikayetlerle dedi doktorumuz.
İçlerinden sadece iki kişide rota çıkmış. Diğerlerinde ise (bizde olduğu gibi) "uyduruk mikrop". "Uyduruk mikrop" tanımlamasını doktorlar kendi aralarında söylüyorlarmış.

Şu an yine halsizlik başladı bende. Fakat büyük çekirdek bizi daha çok endişelendiriyor. Niye böyle yaptığını bir türlü anlayamıyorum. Kardeşinin doğumu onu o kadar değiştirdi ki. Ve zamanla geçer dediğimiz şey gittikçe daha da artıyor.
Artık bizi aşar duruma geldi herşey :(